|
Bu kaçıncı Ramazan, daha kaç tane kaldı? Renk uçuk, nakış silik, ocak sönük…ne kaldı? Necip Fazıl Kısakürek Ramazan ayını bir günah çıkarma ve bir yılın topluca ibadetlerini yapma fırsatı olarak değil, bir arınma ve ahlaklanma ayı olarak görür ve bunu bir yılın her gününe yansıtırsak bildiğimiz veya bilmediğimiz birçok faydasını görürüz. Orucun niçinini Kur’an bize şu şekilde açıklar: “ Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara, 183)
Peygamber Efendimiz(sav)de orucun nasılılını ve orucu bedenen değil, kalben tutmanın farkını şu şekilde ayırmıştır “ Nice oruç tutanlar vardır ki onlara kalan sadece açlık (cuu’) ve susuzluk(adşu)tur. “Ramazan ayına erişip de günahlarından arınmadan Ramazanı terk eden insana yazıklar olsun” buyuruyor peygamberimiz. Başka bir rivayette “yazıklar olsun “ ifadesini Cebrail (as) kullanmış, peygamberimizde amin demiştir. Bunun içinde ramazanın kazandırdıklarını hatırlayalım, unutmayalım ve koruyalım. Oruç ibadeti, bir imtihandı. Bu sınavı kimileri kazandı, kimileri kaybetti. Kazananlar dünya da ödül olarak hemen bayramı hak etti, cennette de oruçlulara özel Reyyan kapısından geçme şansını artırdı. Ya kaybedenler, yani sağlığı yerinde olup ta tutmayanlar nasıl bayram sevinci yaşayacaklar, nasıl rıza-bari’yi umacaklar, nasıl peygamberden şefaat bekleyecekler, nasıl cennete talip olacaklar. Bu bir ilahi sınavdı: Yüce Allah adeta, “Benim oruç emrimi kimler yerine getirecek. Kulum oruç tutmak için mi şartlarını zorlayacak, tutmamak için bahaneler mi bulacak.” der gibi. İmanımızın kalitesinin sınavıydı. Kulluğumuzu yeniledik. Yeniden dinimizi, manevi değerlerimizi yaşama heyecanı oldu. Bir yıllık kusurlarımızı, ibadetlerdeki tembelliğimizi gidermek için seferber olduk. Orucu-namazla, namazı oruçla besledik. Böylece hem Allah’a, hem peygamberlere, hem meleklere daha bir yaklaştık. İbadetlerin temeli olan namaz daha bir ziyadeleşti. Teravih namazına yoğun ilgi namaz coşkusu verdi. Farz namaz kılanlar daha bir dikkatli iken, kılmayanlar başladı. Yüce Allah ile en yakın olduğumuz, secdeler daha bir bizleri sakinleştirdi, samimileştirdi. Cemaat olmanın hazzını ve huzurunu yaşadık. Kur’an adeta yeniden indi, sadece namaz sureleri, sadece Yasin değil hatimlerimizle bütün sureleri okuma fırsatı oldu. Kur’an-ı büyük bir ülke olarak düşündüğümüzde, Ramazanla, başka şehirler, başka mahalleler keşfettik. Yeni surelerle tanıştık. Toplu heyecanlar yaşadık. Hiç bir ibadette bu kadar katılım olmaz iken oruçta, adeta oruç tutmayan azınlıkta kaldı. İftarla - teravihle, yan yana gelmeyen insanlar aynı sofraları, aynı safları paylaştı. Cemaat olmanın, cemiyet olmanın, ümmet olmanın tatlı heyecanını yaşadık. Cuma namazından başka namaz kılmayanlarımız, camiye gelmeyenlerimiz teravihle camiye geldi. Kandiller dışında gel(e)meyen kadınlarımız bir ay camideydi. Bu çocuklar için, birlikte namaza gelen eşler için daha bir anlamlıydı. Gündemimizde hep islami-ibadi kavramlarla oldu. İmsak, İftar, sahur, teravih, fitre, fidye, Kadir (gecesi) ve Bayram (Namazı). Bu da kulluğumuzu daha bir zirveleştirdi, zenginleştirdi. Aile fertlerini buluşturdu. Aynı vakitte, aynı sofrada buluşması zor olan insanlarımız aile olmanın sıcaklığını yaşadı. İşinden erken geldi. İftar saatlerinde, sahur sofralarında eşini-çocuklarını daha çok gördü, onlarla daha çok zaman geçirdi. Ruhi bir eğitim ortamı sağladı. Nefsi tezkiye, iradeyi terbiye vardı. Açlıkla terbiye bütün beşeri ve ilahi dinlerin özünde olan, riyazet- mücahede, nefisle mücadele, ego eğitimi şeklinde var olan bir uygulamadır. İnsan nefsi acıktıkça yükleri azalır ve ulvileşir. Karnı tok, sırtı pek olursa nefsani, şehevi, şeytani hisleri harekete geçer. Oruçla adeta, nefsi emmare olan kötülüğü emreden nefse sınırlama, maddi istek ve arzularını engelleme, frenleme, disipline etme vardır. Bu nedenle oruç çok yönlü, köklü bir irade terbiyesi ve ahlak eğitimidir. İnsanların zaman zaman enerjisi fazladır, deşarj olmak ister ama açlık, yememe onun gözlerindeki, dizlerindeki feri azaltır. O karnını düşünür. Bu nedenle olsa gerek, peygamberimiz maddi durumu iyi olan bekarlara evlenmeyi, durumu iyi olmayanlara da oruç tutmalarını önermektedir. Bu anlamda oruç bir perdedir, müminin sığınacağı kalelerden biridir. Oruç, insanın merhamet ve yardım duygularını geliştirir. Hayatında açlık nedir bilmeyen varlıklı bir kimse yoksulların çektiği açlık ve sıkıntıyı gereği gibi anlayamaz. Fakat bu kişi oruç tutarsa, her istediğini istediği vakit yiyemezse yoksulların halini daha iyi hisseder, onlara karşı şefkat ve merhamet duyguları uyanır. Bunun sonucu onlara sahip çıkar. Zekatını-sadakasını zamanında ve en güzel şekilde vermeye çalışır. “Tok olan açın halinden anlamaz” der atalarımız. Gerçekten açlığın zorluğunu insan uzun süreli acıkınca anlıyor. Her istediğini her zaman yememenin ne anlama geldiğini yiyemeyince anlıyor. Açlığın insan vücudu ve psikolojisi üzerindeki etkilerini aç kalınca hissediyor. Bu durumda oruç, aç insanların, gıda sıkıntısı yaşayan toplumların halini anlamamız için bize bir fırsat tanıyor. Bu gün dünya üzerinde öyle yerler var ki, 2 milyon insan açlıktan ölmek üzere. Peygamberimiz buyuruyor ki, “Komşusu aç iken, kendisi tok yatan bizden değildir.” Bu sözü, bu mesajı iyi anlamak-algılamak gerekiyor. Müslüman komşu demiyor, akraba demiyor. Dünya bunu hissetse, aç insan kalır mı? Ramazan bunun için iyi bir fırsat oldu. Başka zaman komşuya bir ikramda bulunsan, belki hangi dağda kurt öldü diyebilir ama bu ayda, ramazanın bereketi der. Sevinir ve sever. Bunun sonucu Ramazan unutulan komşuluğu, yedirmeyi-içirmeyi şefkati, merhameti yaşamamızı sağladı. Acıktıkça, susadıkça nimetlerin kıymetini anladık. Ya bu nimetler olmasa, ya su olmasa. Her şeyin insan için, insanında Allah’a kulluk için var olduğunu bir kez daha anladık. İrade Eğimi oldu. Acıkınca, susayınca bunu hemen sorun yapmamayı beklemeyi, kavga etmek isteyen olunca, “Ben oruçluyum diyebilmeyi”, nefsani istekleri frenleyebilmeyi öğrendik. Bu sabrın insana her zaman lazım olabileceğini düşündük. Suç oranları düştü. Her zaman iyi günler, barış ortamı olmaz . Kişi işsiz kalır, aç kalır-açık kalır: ülkede savaş olur, kıtlık, kuraklık olur, birçok gıdayı insan bulamayabilir bulsa bile alamayabilir. Ama oruçla kazandığı bu direnci, böyle bir durumda kullanabilir. Çünkü hem psikolojisi hem de vücudu buna alışıktır. (Oruç bir kalkandır. O Halde oruçlu kötü söz söylemesin. Oruçlu kendisiyle çekişip kavga etmek isteyen kişiye ‘ben oruçluyum’ desin (Tecridi Sarih, 6/247) Ahlaki duygular-davranışlar kazandırdı. Oruç bize daima Allah’ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Kalbimizi kötü duygu ve düşüncelerden temizler, başkalarına fenalık yapmaktan korur. Oruç gözleri harama bakmaktan, dili yalan ve çirkin sözlerden, kulakları haram olan şeyleri dinlemekten, mideyi haram yemekten, elleri kötü iş yapmaktan, ayakları kötü yerlere girmekten korumamızı öğretti. Adeta bir ahlak, ibadet programı oldu bizler için. Ramazan bize adeta: “ Ey insan bir ayda kazandığın bu ibadet bilgi ve bilincini, 11 ay yaşamalı, hem iç huzuru hem de toplumsal huzurunu asıl huzur kaynağında aramalı ve korumalısın ….Sadece bu ay değil 11 ay ibadet ehli ve ahlak sahibi olmalısın.” Bilincini verdi. (Kim yalan söylemeyi,yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur. H.Ş.) Meleklere daha bir yaklaştık. Onlar gibi yemedik, içmedik, nefsani isteklerimizi erteledik…Yoğun bir ibadet içine girdik. Şeytanları/şeytani duyguları zincire vurduk. Çalışmanın, kimseye muhtaç olmamanın yolunu gösterdi. Oruç aç kalmanın açıkta kalmanın zor olduğunu öğretti bizlere. İnsanın çalışması , ailesini geçindirmesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Yani çalışmanın zevkini, alın-terinin kıymetini hatırlattı. Dini duyarlılıklarımız ve bilgilerimiz arttı. Camilerde vaazları, televizyonlarda ilim adamlarını dinleyerek ve ramazana özel programları izleyerek dini bilgi ve bilincimiz daha da gelişti. Düzenli ve dengeli beslenmeyi öğretti. Bir yıl boyunca çalışan ve yorulan vücut makinesi oruçla dinlenmeye-bakıma alındı. Oruç, bedenin hareketini düzenler. İç organlarımızı özellikle midemizi ve karaciğerimizi dinlendirir. Peygamber Efendimiz de, “Suumuu tesıhhuu” (Oruç tutun,sıhhat bulun) buyuruyorlar. Tıpçıların ifadesiyle “doğal bir ameliyat”. Almanya da yapılan bir araştırma sonucunda oruç tutmanın böbrek ve karaciğer fonksiyonları üzerinde önemli ölçü de etki yaptığı, söz konusu organların hastalığa yakalanma riskini yüzde 70 oranında düşürdüğü tespit edildi. Yeni kavramlar ve zaman bilinci kazandırdı. Oruçlunun 24 saatini meşgul eder. Sahurun bir saati var, iftarın bir vakti var. Vakte sahip olmayı, İbnül vakt olmayı öğretir. Bir Arap atasözü, “Zaman bir kılıçtır der sen onu kesmezsen o seni keser” der. Ramazan manevi bir kültür iklimidir; hilal, teravih, sahur, iftar, fıtır-fidye, mukabele, hatim, kadir gecesi, itikaf ve bayram. Zamanı oruç ibadeti gibi, ramazan ayındaki gibi planlamamızı öğretiyor. Ramazandaki her vaktin ve hareketin bir anlamı vardı: Sahur; yüce yaratıcı için uykuyu bölmeyi, iftar; ailemizle-fakirlerle eş zamanlı aynı sofrayı paylaşmayı, teravih; gündüz ki bireyselliği birlikteliğe dönüştürmeyi, kadir gecesinin vakti konusundaki ihtilaf; her gecenin kadrini bilmeyi, mukabele; Kur’an’ı sevdiğimizle paylaşmayı, itikaf; içe yönelmeyi, fitre; fakiri gözetmeyi, bayram; ilahi ikramdaki lezzeti öğretir. Kötü-zararlı alışkanlıkları bırakmak için bir fırsat oldu. İçkiyi, kumarı, sigarayı, hırsızlığı, yalan söylemeyi, gıybet etmeyi ben yapmadan duramam, ben içmeden duramam diyen insanlarımız nasıl saatlerce sabır göstererek şeytanlarını bağladılar. (Ramazan ayı gelince, cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincirlere vurulur. (Buhari, Savm,5) Manevi bir canlılık, toplumsal bir heyecan kazandırdı. Bireysel ibadetlerin yanı sıra toplumsal ortamlar yaratır: iftar, teravih, bayram…Dini duyarlılığı zayıflayanlar için veya ibadetinde heyecanı kaybedenler için bir fırsattır. Camiye-cemaate gelmeyen birisi bir vakit camiye gitse insanlar şaşırırken, ramazanda teravihle insanların gözü alışır, normalleşir, ramazan sonrası namaza başlamak daha kolay olabilir. Hayatı nasıl yaşarsan yaşa ömür bitiyor. İster (oruç gibi) ibadet bilinciyle, ister ibadetten uzak yaşa ramazan bitiği gibi ömürde biter. Nasıl ki, oruç tutan bayramı hak eder, ibadet bilinciyle yaşayanda ahirette bayram eder yani cenneti hak eder. Bildiğimiz ve bilmediğimiz bir çok hikmeti barındıran orucu(Ramazan), kulluğun tamamı olarak görmek yerine, önemli bir parçası olarak görmek gerekiyor. Ramazan gibi hayatında bir gün biteceğini bilmek ve ölünceye kadar kulluk bilgi ve bilincinde olmak gerekir.
|