|
Her milletin kendine has kültürü, gelenekleri vardır. Bir milleti, başka bir milletten ayıran değerler ise bunların yapısı ve yapılışı ile gösterilir. Bizim milli bayramlarımızın yanı sıra dini günlerimiz ve bayramlarımız da vardır. Müslümanların bayramları Ramazan ve Kurban bayramlarıdır. Bu kutsal bayramlarımızı ne kadar doğru, dolu ve doyurucu yaşarsak ithal, yabancı bayramlara ilgimiz ve ihtiyacımız o oranda azalacaktır. Ama bizlerin, milli ve dini değerlerimizin zayıflaması sonucu, bir vücudun direncini ve diriliğini kaybedince nasıl hemen hastalıklar musallat oluyorsa, bizlerinde değerlerimizin zayıflamasıyla başka kutlamalar, kültürler bize cazip gelecektir. Tarihçi İbni Haldun Mukaddime adlı eserinde “Mağlup devletler, galip devletleri taklit eder.” Der. Bu durumda biz mağlup olmayı, yenilmişliği kabul ediyoruz demektir. Tabii ki bunda sadece bizlerin hatası yok, sömürgeci devletlerin ve zihniyetlerin çalışmaları, medyanın pazarlama teknikleri etkili. Günler, haftalar öncesi Noel Baba’yı babacan, sevimli, şirin, cömert bir şahsiyet olarak göstermektedirler. Söz konusu bizim alimlerimiz, milli-manevi önderlerimiz, dini ve milli değerlerimiz olunca, basit, ilkel, itici, önemsiz, sevimsiz olarak sunmaktadırlar. Bilsek ki, Noel Baba bizim değerimiz, kültürümüz, o zaman başımızın üstünde yeri var. Ama başka kültürlerin hatta dinlerin bir insanı ve mitolojik kahramanı. Gerçekte böyle biri var mıydı, yoksa efsane ve masal kahramanı mıydı bilinmiyor. Bir Hıristiyan bilgini, azizi olduğu söyleniyor. Bu durumda bir kere dini yönden Noel Baba’yı kabul etmek, Noel’i kutlamak sakıncalı, mahzurlu ve caiz değildir. Niçin? Çünkü başka bir dine ait olduğu bilinen bu şahıs ve kutlamalar bizlerin milli manevi önderi ve değerleri değildir. Her medeniyet kendi değerini, kültürünü, zevkini, kimliğini oluşturur. Yılbaşı kutlamalarını sıradan bir kutlama olarak algılamamak gerekir. Miladi takvim, Hz İsa’nın doğumu esas alınarak hazırlanmıştır. Hıristiyanlar aralık ayının son haftasını, doğumun arefesi olduğundan önemli bir dini bayram kabul etmişler. Hıristiyan dünyasının önemli bir kısmı 25 Aralık tarihini Christmas Day olarak kutlarlar. Bu hafta içerisinde kiliseye giderek, ziyaretleşerek, hediyeleşerek geçirmektedirler. Ama yeni yıla giriş ise haram içecekler, gayri ahlaki eğlenceler ve israf içerisinde yapılmaktadır. Ülkemizde ve diğer Müslüman ülkelerdeki (Noel kültü ve figürleri eşliğinde olduğunda) yılbaşı kutlamaları ise kültürel ve geleneksel bir temele dayanmayıp, kör bir taklitçiliğin sonucudur. Batının bir kültür ihracıdır. Hz peygamber farklı bir kimlik bilinci oluşturmak için, zaman zaman saç-sakal, kılık-kıyafet, yeme-içme konularında diğer inanç sahiplerinden farklılık oluşturabilecek tavsiyelerde bulunmuştur. Demek ki, bir kimlik oluşumunda hayatın her pratiği önemlidir. Bu nedenle, yeni nesilde kültürel yozlaşmaya, kimlik bunalımına yol açacak her anlayış ve davranış tehlikelidir. Bu gün bir başka medeniyetin hayat tarzına alışan insan, yarın o medeniyetin değer ve inançlarına sıcak bakmaya ve giderek onları benimsemeye başlayacaktır. Bu nedenle, Noel ağacı süslemesi, Noel Baba figürü masumane bir kutlama olmayıp, bir inancın, bir kültürün pazarlamasıdır. Noel yüceltilirken, hindiler kesilirken hayvan katliamı olmaz, noel ağacı kesilirken ağaç katliamı olmaz ama her gün en kırmızı ve kaliteli et yiyenler bir ibadet olan (bayramda onun inanç boyutu-sembolik önemi gözardı edilerek)kurbanlar kesilirken, yoksulların kursağına yılda birkez et düşecek iken, zengin ile fakir arasında kan sıcaklığında sevgi köprüsü oluşacak iken, havyancılık yapanlar birazcıkta olsa maddi gelir elde edecek iken buna engel olmak hayvanseverlik ile açıklanabilir mi? Yok biz sadece yılbaşını kutlamak, yeni yıla mutlu, sevinçli girmek istiyoruz denirse , Noel figürlü-inançsal bir benimseme olmaksızın, haram yiyecek ve içecek tüketmeden, israf ve gayri ahlaki bir davranış sergilemeden girelim. Maalesef ülkemizde yılbaşı kutlaması, karşılaması denince her hareketi, her eğlenceyi mübah gören, tüketime sınırsızca özendiren bir anlayış hakim. Madem yeni bir yıla giriliyor, bu durumda akıllı insan geçen bir yılın muhasebesini yapar, geçen yıl verimli ve hayırlı mı geçti yoksa zararlı, plansız mı geçti der, yeni yıla yeni kararlar alarak hayırlı bir şekilde girer. Kur’an okuyarak, dua ederek, tefekkür ederek başlar. Çünkü geçen her yıl ömür sermayesinden geçmiştir. Her yeni bir yıl bir imkandır, bir fırsattır, diye düşünür. Zaman bilinci kazanır. Her yılın ve yaşın hayırlı ve hareketli geçmesi için uğraşır. Nasıl iki günü birbirine eşit olan ziyandadır, buyuruyor peygamberimiz, bu durumda iki yılı birbirine eşit olan daha da zarardadır demektir. Doğu ve batı kiliseleri Noel/Şükran günlerini kutluyor, bu onların yortusu, onlar için normal ve doğal. Bizler nasıl ki Ramazan ve Kurban'ı günlerini, ibadet ve neşe içinde geçiriyor isek. Bizim bayramlarımız bize yetmeli. Öykünmek, edilgen olmaktır.Yani bu günlerde şu bilincimizi diri tutmalıyız. Noel bütün figürleri ile bize ait değil, ama yılbaşı şu an evrensel kültürün bir parçası olmuştur. Tebrikleşebiliriz. Heyecanlanabiliriz. Çünkü yeni bir yıla giriyoruz. Ama gayri islami ve ahlaki bir uygulam ve kutlama yapamayız. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de İslamın dışındaki din mensupları ile ilişki de şu uyarı da bulunuyor: Dinlerine uymadıkça Yahudilerde, “Hristiyanlarda asla senden razı olmazlar. De ki; doğru yol ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.”(1 ) Muharref dinlerden Hıristiyanlık, Allah, Meryemoğlu Mesih'in kendisidir, diyerek Tevhidi parçalamıştır. Müslümanlar tevhid inancına sahip olup, muharref dinin Noel inancını da benimseyemez. Bu konuda Kur'an'ı Kerim bizleri şu şekilde aydınlatmaktadır: “Andolsun “Allah, meryem oğlu Mesih'in kendisidir” diyenler kafir olmuşlardır. Oysa Mesih: Ey İsrailoğulları! Benim de Rabbim, sizinde Rabbiniz olan Allah'a tapın; kim Allah'a ortak koşarsa, doğrusu Allah cenneti ona haram eder, onun varacağı yer ateştir, haksızlık edenlerin yardımcıları yoktur.” demişti.(2) Ve Kur’an'ın öğrettiği, çoğu kez namazlarımızda zam-ı sure olarak okuduğumuz Kafirun suresinin son ayetini bir kez daha hatırlayalım: Sizin dininiz size, benim dinim de banadır. (3) Peygamberimiz (sav)’in ise şu sözüne kulak verelim: “Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır.” (4) Bakara, 2/ 120 Maide, 5/72 Kafirun , 109/6 Ebu Davud
|